Ana içeriğe atla

OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK

  Takıntı Mı Hastalığı?


     Herkesin kendine göre takıntıları vardır. "Yok ya takıntı kim ben kim?!" diyenleriniz olacaktır. Saygı duyuyorum fakat katılmıyorum 😂 Örneğin ben telefonumun şarjı %100 olmadan şarj kablosunu çıkarmam. Saçımı 6 ayda bir kestiririm. Takip ettiğim dergi (OT) elime geçtiğinde hemen okumam, yaklaşık bir gün beklerim. Bunları neden yapıyorum bilmiyorum ama yapmazsam sanki Mikrobiyoloji notum C3'müş gibi günü tamamlarım. Bu arada amacım "Adını Feriha Koydum: Berfin'in Yolu" tarzında bir akım başlatıp hayat hikayemi anlatmak değil. Örnekleme yapmayı seviyorum ve okuyucuyu yazıda tuttuğuna inanıyorum. Sıkılanlar için haydi konuya bir göz atalım.

     Hastalığın temelinde kendini ve düşüncelerini kontrol edememe yatar. Kişi kendini aklına koyduğu şeyi yapmakta zorunlu hisseder. Bu durum haliyle günlük işleyişi kısıtlar nitelikdedir. Eğer ki davranış/ ritüel/ alışkanlık yapılmazsa kişiyi korku sarar ve bunalım hali görülür.
     
Hastalığın sebeplerine gelirsek genetik olma olasılığı yüksektir. "Nükleus Akkumbens" yazımızda sözü geçen meşhur nörotransmitter olan Serotonin eksikliğinin hastalığa sebep olduğu düşünülmektedir. Eğer ki nöronların mutlu olmasını sağlayacak etken yoksa doğal olarak onlar da kendilerine başka başka işler bulmakta. 
  
     Bu durumdaki kişiler temizlik konusunda aşırı takıntılı -başka yerlerde tuvaleti kullanmama, kapı koluna dokunmama isteği, el sıkıştıktan sonra elleri hemen yıkama istediği, elbiseleri sık sık değiştirme dürtüsü- olabilirler. Bunun dışında "Ya ben acaba tüpü kapattım mı?", simetri konusunda aşırı hassas olma, "ileride gerekli olabilir" diyerek eşyaları saklama/ biriktirme gibi durumlarda kişide görülebilir. 

     "Ne yani her düzenli insana sen hasta mı diyorsun yazar?!" diyenleriniz olacaktır. Elbette bunu iddia etmiyorum. Tıbbi literatürde bunun hastalık olarak nitelendirilmesi için kişinin günlük yaşam düzenini bozması gerekir. Örneğin ofiste çalışan bir birey masanın temiz ve düzenli olmasını isteyebilir, bu çok normal ama kişi sırf bu yüzden ofis arkadaşlarıyla her gün kavga ediyor ve yapması gereken işleri sırf bu yüzden yapmıyorsa bu durum takıntı ötesinde bir durumdur.

     Yazıyı atasözüyle bitirmeyi düşündüm. "Azı karar, çoğu zarar." Eğer ki bu benim her zamanki halim dediğiniz durumlar günlük hayatınızı ve insanlarla olan ilişkinizi bozacak durumdaysa sıkıntı var demektir. O zaman bol seratoninli günler! 
   BİR ŞEYİ GERÇEKTEN BİLMEK; ONU ANLATMAKLA OLUR :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

LİMBİK SİSTEM

       Duygularım Düşüncelerime  Emanet                       Gerçeği söylemek gerekirse isim bir hayli garip.Beyin ile ilgili çoğu şey bana göre oldukça ilginçken bu sistemi ele almak da heyecan verici.O kadar komplike yapılar içeren labirent beyinde limbik sistemi ele almamdaki sebep içerisinde birçok önemli yapıyı barındırması.Bu yapılardan en önemlileri hipokampüs,amigdala ,hipotalamus.Bu yapıların işlevlerine döneceğim fakat bundan önce sisteme genel bakış atmak gerektiğine inanıyorum.       Limbik sistem ön beyin ve beyin sapı arasında yer alır.Duygu kontrol mekanizmasını bulundurur.Düşünceler limbik sistemde filtre edilir ve duygular ortaya çıkar.’’Pirincin taşını ayıklamak’’ kavramına benzer aslında.Yediğimiz pilavdan taş çıkması ne kadar bizim elimizdeyse;düşüncelerimizin reaksiyonu sonucu ortaya çıkan duygular da limbik sistemin elindedir.Olaylara bakış açımız ne den...

BEYNİN LOBLARI

Herkesin Lobuna Kimse Karışamaz       "Beyin; 100 milyar ışık yılı genişliğinde evreni kaplayabilen,avcunuza alabileceğiniz 1,5 kilogramlık bir kütledir." demiş Narian Diamond. Cümle gerçekten de dehşet verici. "Koca organizmanın yöneticisi nasıl olur da sadece 1,5 kilogram olur?!" diyenleriniz olacaktır ki haklılar da. Daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz konuların kapıları hep beyne açıldı. Bundan sonra da öyle olacak. Çünkü mükemmel sinir ağları ve kusursuz mesaj alma yeteneği ile yalnızca 1,5 kilogram olan bu muazzam organ her senaryonun başrol oyuncusu olacak.      Şu sıralar şehir dışı tatil sezonu olduğu için haydi hepimiz Marmaris’i düşünelim. Muazzam orman manzarası, ağaçlardan yayılan tatlı kokular, paraşütçülerin adrenalin dolu sesleri, tattığınız yemekler ve denizin ılık suyu...örneklerinde 5 duyumuzdan da bahsettim. "...orman manzarası..." dedim mesela. Görme duyumuz bize bunu sağladı. "...denizin ılık suyu..." derken hissetm...