Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Stockholm Sendromu

   La Casa De Papel dizisini izledin mi? Cevabın evetse yazdıklarım sana yabancı gelmeyecektir. Cevabın hayır mı? Korkma, anlatırım.          Àlex Pina Tarafından yaratılan bir soygun dizisi. Bir suç dehası,planını gerçekleştirmek üzere polisi ustalıkla yönlendiren 8 hırsız,rehineler alarak kendilerini İspanya Kraliyet Darphanesi'ne kilitler. Profesör,planın yaratıcısıdır. İşlerinde uzman 8 suçluyla ekibini kurar. Ekip 5 aylık eğitim sürecinden geçer ve bu sürede her ihtimali hesaba katarak soygunu kusursuz hale getirirler. Ekipteki bireylerin isimleri takma isimler. Kendilerine şehirlerin isimlerini veren 8 insan:Berlin,Tokyo,Moskova,Denver,Rio,Nairobi,Helsinki,Oslo. Diziye şöyle bir bakınca aslında her karakterin derin bir hikayesi var.     Şöyle düşünmedim değil " Belki de kötü olan karakterlerin kendisi değil geçirdiği bir travma onları böyle yaptı kim bilir?" Özellikle İngiltere Büyükelçisi'nin kızının da rehineler arasında ol...
En son yayınlar

FORER ETKİSİ

              FORER ETKİSİ     İnsan kendini bulduğu şeyi sever. Benliğine yakın olanı, ruhunu yansıtanı, kafasından geçeni sanki kendi sözleriymiş gibi anlatanı kendine yakın bulur. “Sen benim ilk defa bir başkasında kendime rastlayışımsın." Bu sözü ne zaman görsem gülerim çünkü insan en çok kendinden kaçar. Peki neden kendine yakın olanı ve kişiliğini yansıtanı en çok sever? Gelin cevabı birlikte arayalım...     "Forer" ismi 1948 yılında bir deney ile adını duyuran psikolog Bertran R. Forer'den gelmektedir. Psikolog, astroloji ile insanların burç yorumlarına verdikleri tepki arasındaki bağlantıyı incelemeyi hedeflemiştir.    Deneye geçmeden önce sana bir sorum var sayın okuyucu: Günlük burç yorumunu okuyor musun? Cevabın evetse kendini bulduğun oluyor mu o satırlar arasında? Bana sorsan ben sıkı bir burç yorumu takipçisiyim. "Akrep burcu şöyledir, akrep burcu bunu sever, bundan nefret eder, bu özelliği ile meşhurdu...

CLINOMANIA

Yataktan Çıkmak Ya Da Çıkamamak        Aslına bakarsanız tüm mesele tam olarak bu. Yataktan çıkmak ya da çıkmamak. Shakespeare kusura bakmasın özellikle staj sabahlar yaşadığım bu durum benim için olmak ya da olmamaktan daha mühim.        Çok önemli not: Staj sabahları uyanamama nedenim tam olarak günün aymaması, canım melanin pigmentlerimin yeni güne merhaba diyememesinden kaynaklıdır.       Normalde hava yağmurlu iken çoğumuz İnstastory'e malzeme çıkarmak için yatak-kitap-kahve-pencere dörtlüsünü kullanırız. Marjinalliğin(?!) doğasında var olan bir kare gibi düşündürür bize bu. Fakat bu hastalıkta işler tam olarak böyle yürümüyor. Yani kişinin yataktan çıkamaması için bu şartların kurulu olması çok da gerekli değil.       Clinomania yunanca bir kelimedir ve Türkçesi uyku takıntısıdır. Yataktan çıkmama düşüncesi kişinin Nukleus Akkumbens'inde adeta bir coşku ve bayram havası uyandırır....

SIRENOMELIA

                  Deniz Kızı Sendromu            Efsaneleri çoğumuz severiz. Kulağa ilginç gelen kısmı imkansızlığını siler atar. Her ne kadar saçma da olsa efsanelerin o büyülü atmosferi sanki gerçekmiş hissi uyandırır çoğu zaman. Benim çocukluktan beri merak ettiğim ve bazı geceler rüyalarıma giren efsane kahraman Deniz Kızı. Hatta şehir dışı yaz tatilinde denizde yüzerken onları gözlerin merakla aramış olduğum zamanlar bile oldu. Belki bir romanda geçmişti ismi, belki bir şiirin baş kahramanıydı beni bu denli onlara meraklı kılan. Elbette eskisi kadar merakım yok varlıklarına ama isimlerinin bir sendroma öncülük ettiğini öğrenmek beni heyecanlandırmadı değil.           Deniz kızı ismi bende çoğu zaman şirin görüntüler uyandırır fakat hastalık isminin aksine oldukça nankör ve kötüdür. Meydana gelme olasılığı 1/1000 dir. Genital bölge iç kısımda kalmıştır. Bu sendromla dünyaya ...

ANKSİYETE

                                                            Kaygı           Hayatta hepimiz farklı konular için endişe duyarız. Kimi maaşını idareli kullanma peşindedir, kimi sınıfta kalmaktan korkar, kiminin rüyalarına direksiyon sınavından kaldığı korkunç kabuslar musallat olur (bakınız ben)… Örnekleri çoğaltmak elbette ki mümkün. Mühim olan herkese farklı şekillerde yorumlanan bu telaşın yerini "Kaygı" ya bırakmamak. Çünkü yapabilirliğin zehri kaygıdır ve kaygının aslına bizim olanı yine bize kaybettirmesi çoğu zaman muhtemeldir.      Anksiyete; telaş duyulan durum/olay sonrası da bu duyunun yaşam kalitesini bozacak derecede devam etmesi halidir.  Telaşlı olmayın demiyorum.Zaten telaş bence kişinin durumu ne kadar ciddiye aldığının bir göstergesidir. Burada ayarlanması gereken...

PROSOPAGNOSIA

                                      Yüz Körlüğü          Düşün ki üniversitenin 2. yılı yeni başlamış senin için. İlk gün heyecanı da dorukta. Kendini en güzel/yakışıklı bulduğun elbiselerin üzerinde. Fakülte binası sana sırıtarak bakıyor. Her şey normal,hava da şahane. Amfiye giriyorsun ve belki de hayatının şokunu yaşıyorsun. Gördüğün yüzlerin hiçbiri tanıdık değil. "Acaba yanlış dersliğe mi geldim ya ben?" sorusu aklına geldiğimde arkadan biri sana sesleniyor. Yüzünü görmesen de sesinden en yakın arkadaşın olduğunu anlıyorsun. Kendim için söyleyeyim en yakın arkadaşım İrem. (Konu tabii ki sosyal çevrem değil ama somutlamayı kendimden yapmayı uygun buldum) İrem'in sesini duyuyorum ve sarılmak için arkama dönüyorum. O da ne! İrem'i beklediğim yüz İrem'e ait değil. Ben olsam karşımdakini sarsar "Ne yaptın kankime? Kimsin ya sen? Huuopp!" diye bas bas bağırdım. Bel...

NOMOFOBİ

Ben Sende Tutuklu Kaldım         Artık cep telefonları hayatımızın her yerinde. Hatta telefonun şarjı bittiği zaman "şarjım bitti" diyoruz. Sanki cep telefonu = biz denklemi geçerliymiş gibi. Telefonla gününü öldüren de var, onu hakkıyla  kullanan da. Ben bu iki grubun ortasında olduğumu düşünüyorum. Yaz tatillerinde 1. gruba kaydığım doğru ama olacak o kadar.😂       Her ne kadar fobinin Türkçesi "cep telefondan mahrum kalma korkusu" olsa da ben bu duruma "ben sende tutuklu kaldım sendromu”diyorum. Düşünsenize cep telefonunu yanına almayan kişi kendini korku dolu ve savunmasız hissediyor. Kendilerince haklı yanları da yok değil. O Instagram'a girilip konum paylaşılacak, Snapchat'teki köpek efekti sokaktaki kediye kadar uygulanacak, Twitter'da filozofları aratmayan paylaşımlar yapılacak, Facebook'ta akrabaların gözüne girmek için bilmiş bilmiş gönderiler yayınlanacak... Bunların hepsi çok mühim olaylar, tek bir saniye bile ihmal ...