Ana içeriğe atla

NOMOFOBİ


Ben Sende Tutuklu Kaldım 




     Artık cep telefonları hayatımızın her yerinde. Hatta telefonun şarjı bittiği zaman "şarjım bitti" diyoruz. Sanki cep telefonu = biz denklemi geçerliymiş gibi. Telefonla gününü öldüren de var, onu hakkıyla  kullanan da. Ben bu iki grubun ortasında olduğumu düşünüyorum. Yaz tatillerinde 1. gruba kaydığım doğru ama olacak o kadar.😂 

     Her ne kadar fobinin Türkçesi "cep telefondan mahrum kalma korkusu" olsa da ben bu duruma "ben sende tutuklu kaldım sendromu”diyorum. Düşünsenize cep telefonunu yanına almayan kişi kendini korku dolu ve savunmasız hissediyor. Kendilerince haklı yanları da yok değil. O Instagram'a girilip konum paylaşılacak, Snapchat'teki köpek efekti sokaktaki kediye kadar uygulanacak, Twitter'da filozofları aratmayan paylaşımlar yapılacak, Facebook'ta akrabaların gözüne girmek için bilmiş bilmiş gönderiler yayınlanacak... Bunların hepsi çok mühim olaylar, tek bir saniye bile ihmal etmeye gelmezler(?!) 
    
      "Korkarım ki bir gün teknoloji, insan etkileşiminin önüne geçecek ve aptal bir nesil ortaya çıkacak." demiş Albert Einstein. Bana kalırsa bu söz tam anlamıyla nomofobiye paralel bir düşünceyi temsil ediyor. Kişinin yanında cep telefonu olmayınca sanki çölde susuz kalmışçasına bir korku, nefeste daralma, yüksek nabız, terleme belirtileri ortaya çıkmakta. Yani diğer insanlarla olan etkileşimin zerre önemi yoktur. O bildirimciklere kim bakar sonra değil mi ama? 

     Fobinin yaygınlaşmasında akıllı telefonların artışı çok büyük bir etken. Şimdi diyeceksiniz ki "Bilmiş bilmiş konuşuyorsun da sanki sen akıllı telefon kullanmıyor musun?" Evet kullanıyorum. Bu yazıyı da cep telefonumla sizleri ulaştırdım. Örneğin; can sıkıcı insanların sözlerini yine cep telefonumdaki şarkının sözleriyle örttüm ve evet ben de bazen bu fobinin içinde kendimi buluyorum. Zaten savunduğum düşünce "Teknoloji kötü bir şeydir, bizler de bunun kölesiyiz." değil. Aksine düşüncem "Teknoloji yerinde kullanıldığında güzel şey kölesi olmak yine rehbere edinirsek sonuçlar güzel olabilir" dir. Kaç kişi bu yazıdan sonra cep telefonuyla daha az vakit geçirir orası tartışılır fakat unutmamak gerekir ki "cep telefonu kullanıcısı" ile "nomofobili birey" arasında ince bir çizgi var ve bu çizgiyi geçip geçmemek elimizde. Az telefonlu günler 😊 

     BİR ŞEYİ GERÇEKTEN BİLMEK;ONU ANLATMAKLA OLUR :) 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

LİMBİK SİSTEM

       Duygularım Düşüncelerime  Emanet                       Gerçeği söylemek gerekirse isim bir hayli garip.Beyin ile ilgili çoğu şey bana göre oldukça ilginçken bu sistemi ele almak da heyecan verici.O kadar komplike yapılar içeren labirent beyinde limbik sistemi ele almamdaki sebep içerisinde birçok önemli yapıyı barındırması.Bu yapılardan en önemlileri hipokampüs,amigdala ,hipotalamus.Bu yapıların işlevlerine döneceğim fakat bundan önce sisteme genel bakış atmak gerektiğine inanıyorum.       Limbik sistem ön beyin ve beyin sapı arasında yer alır.Duygu kontrol mekanizmasını bulundurur.Düşünceler limbik sistemde filtre edilir ve duygular ortaya çıkar.’’Pirincin taşını ayıklamak’’ kavramına benzer aslında.Yediğimiz pilavdan taş çıkması ne kadar bizim elimizdeyse;düşüncelerimizin reaksiyonu sonucu ortaya çıkan duygular da limbik sistemin elindedir.Olaylara bakış açımız ne den...

BEYNİN LOBLARI

Herkesin Lobuna Kimse Karışamaz       "Beyin; 100 milyar ışık yılı genişliğinde evreni kaplayabilen,avcunuza alabileceğiniz 1,5 kilogramlık bir kütledir." demiş Narian Diamond. Cümle gerçekten de dehşet verici. "Koca organizmanın yöneticisi nasıl olur da sadece 1,5 kilogram olur?!" diyenleriniz olacaktır ki haklılar da. Daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz konuların kapıları hep beyne açıldı. Bundan sonra da öyle olacak. Çünkü mükemmel sinir ağları ve kusursuz mesaj alma yeteneği ile yalnızca 1,5 kilogram olan bu muazzam organ her senaryonun başrol oyuncusu olacak.      Şu sıralar şehir dışı tatil sezonu olduğu için haydi hepimiz Marmaris’i düşünelim. Muazzam orman manzarası, ağaçlardan yayılan tatlı kokular, paraşütçülerin adrenalin dolu sesleri, tattığınız yemekler ve denizin ılık suyu...örneklerinde 5 duyumuzdan da bahsettim. "...orman manzarası..." dedim mesela. Görme duyumuz bize bunu sağladı. "...denizin ılık suyu..." derken hissetm...

OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK

  Takıntı Mı Hastalığı?      Herkesin kendine göre takıntıları vardır. "Yok ya takıntı kim ben kim?!" diyenleriniz olacaktır. Saygı duyuyorum fakat katılmıyorum 😂 Örneğin ben telefonumun şarjı %100 olmadan şarj kablosunu çıkarmam. Saçımı 6 ayda bir kestiririm. Takip ettiğim dergi (OT) elime geçtiğinde hemen okumam, yaklaşık bir gün beklerim. Bunları neden yapıyorum bilmiyorum ama yapmazsam sanki Mikrobiyoloji notum C3'müş gibi günü tamamlarım. Bu arada amacım "Adını Feriha Koydum: Berfin'in Yolu" tarzında bir akım başlatıp hayat hikayemi anlatmak değil. Örnekleme yapmayı seviyorum ve okuyucuyu yazıda tuttuğuna inanıyorum. Sıkılanlar için haydi konuya bir göz atalım.       Hastalığın temelinde kendini ve düşüncelerini kontrol edememe yatar. Kişi kendini aklına koyduğu şeyi yapmakta zorunlu hisseder. Bu durum haliyle günlük işleyişi kısıtlar nitelikdedir. Eğer ki davranış/ ritüel/ alışkanlık yapılmazsa kişiyi korku sarar ve bunalım hali görülür...