Ana içeriğe atla

SIRENOMELIA


                  Deniz Kızı Sendromu
    
     Efsaneleri çoğumuz severiz. Kulağa ilginç gelen kısmı imkansızlığını siler atar. Her ne kadar saçma da olsa efsanelerin o büyülü atmosferi sanki gerçekmiş hissi uyandırır çoğu zaman. Benim çocukluktan beri merak ettiğim ve bazı geceler rüyalarıma giren efsane kahraman Deniz Kızı. Hatta şehir dışı yaz tatilinde denizde yüzerken onları gözlerin merakla aramış olduğum zamanlar bile oldu. Belki bir romanda geçmişti ismi, belki bir şiirin baş kahramanıydı beni bu denli onlara meraklı kılan. Elbette eskisi kadar merakım yok varlıklarına ama isimlerinin bir sendroma öncülük ettiğini öğrenmek beni heyecanlandırmadı değil. 
   
     Deniz kızı ismi bende çoğu zaman şirin görüntüler uyandırır fakat hastalık isminin aksine oldukça nankör ve kötüdür. Meydana gelme olasılığı 1/1000 dir. Genital bölge iç kısımda kalmıştır. Bu sendromla dünyaya gelen bebeklerin böbreklerinin yeteri kadar çalışmaması sonucu hayatlarını kaybeder ve en çok 6 saat yaşarlar. Tıp tarihinde mucize olarak nitelendirilen bu sendromla yaşamlarını sürdüren yalnızca iki vaka vardır. Bu 2 vakanın kurtulmasındaki temel olay "erken müdahaledir." Zira insan boşaltım sistemi olmadan yaşayamaz ve yapışık olan vücudun alt kısmının hemen birbirinden ayrılması gerekir. Cerrahi işlem sonucu tıpkı iki mucize bebek gibi hayatına devam edebilir.
   
     6 yaşındaki kuzenimi bazen "benim sarı, tatlı deniz kızım" diye sevdiğim anlar oluyordu fakat bu sendromdan haberdar olduğum için artık kendisini öyle sevmeyeceğim. 😂 Sebebini sorarsa da "o artık eskidi sana daha güzel takma isimler lazım" derim ya da açarım blogumu okurum. Belki bu yazıdan sonra kız arkadaşını telefonuna "Deniz Kızı'm 💙" diye kaydedenler hemen başka bir isim arayışına girer. Kim bilir?..
BİR ŞEYİ GERÇEKTEN BİLMEK;ONU ANLAMAKLA OLUR 

Yorumlar

  1. Yazılarını yakından takip eden biri olarak tekrar hayran kaldım bir sonraki yazınızı hayranlıkla bekliyorum başarılarınızın devamını bekliyorum

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

LİMBİK SİSTEM

       Duygularım Düşüncelerime  Emanet                       Gerçeği söylemek gerekirse isim bir hayli garip.Beyin ile ilgili çoğu şey bana göre oldukça ilginçken bu sistemi ele almak da heyecan verici.O kadar komplike yapılar içeren labirent beyinde limbik sistemi ele almamdaki sebep içerisinde birçok önemli yapıyı barındırması.Bu yapılardan en önemlileri hipokampüs,amigdala ,hipotalamus.Bu yapıların işlevlerine döneceğim fakat bundan önce sisteme genel bakış atmak gerektiğine inanıyorum.       Limbik sistem ön beyin ve beyin sapı arasında yer alır.Duygu kontrol mekanizmasını bulundurur.Düşünceler limbik sistemde filtre edilir ve duygular ortaya çıkar.’’Pirincin taşını ayıklamak’’ kavramına benzer aslında.Yediğimiz pilavdan taş çıkması ne kadar bizim elimizdeyse;düşüncelerimizin reaksiyonu sonucu ortaya çıkan duygular da limbik sistemin elindedir.Olaylara bakış açımız ne den...

BEYNİN LOBLARI

Herkesin Lobuna Kimse Karışamaz       "Beyin; 100 milyar ışık yılı genişliğinde evreni kaplayabilen,avcunuza alabileceğiniz 1,5 kilogramlık bir kütledir." demiş Narian Diamond. Cümle gerçekten de dehşet verici. "Koca organizmanın yöneticisi nasıl olur da sadece 1,5 kilogram olur?!" diyenleriniz olacaktır ki haklılar da. Daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz konuların kapıları hep beyne açıldı. Bundan sonra da öyle olacak. Çünkü mükemmel sinir ağları ve kusursuz mesaj alma yeteneği ile yalnızca 1,5 kilogram olan bu muazzam organ her senaryonun başrol oyuncusu olacak.      Şu sıralar şehir dışı tatil sezonu olduğu için haydi hepimiz Marmaris’i düşünelim. Muazzam orman manzarası, ağaçlardan yayılan tatlı kokular, paraşütçülerin adrenalin dolu sesleri, tattığınız yemekler ve denizin ılık suyu...örneklerinde 5 duyumuzdan da bahsettim. "...orman manzarası..." dedim mesela. Görme duyumuz bize bunu sağladı. "...denizin ılık suyu..." derken hissetm...

OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK

  Takıntı Mı Hastalığı?      Herkesin kendine göre takıntıları vardır. "Yok ya takıntı kim ben kim?!" diyenleriniz olacaktır. Saygı duyuyorum fakat katılmıyorum 😂 Örneğin ben telefonumun şarjı %100 olmadan şarj kablosunu çıkarmam. Saçımı 6 ayda bir kestiririm. Takip ettiğim dergi (OT) elime geçtiğinde hemen okumam, yaklaşık bir gün beklerim. Bunları neden yapıyorum bilmiyorum ama yapmazsam sanki Mikrobiyoloji notum C3'müş gibi günü tamamlarım. Bu arada amacım "Adını Feriha Koydum: Berfin'in Yolu" tarzında bir akım başlatıp hayat hikayemi anlatmak değil. Örnekleme yapmayı seviyorum ve okuyucuyu yazıda tuttuğuna inanıyorum. Sıkılanlar için haydi konuya bir göz atalım.       Hastalığın temelinde kendini ve düşüncelerini kontrol edememe yatar. Kişi kendini aklına koyduğu şeyi yapmakta zorunlu hisseder. Bu durum haliyle günlük işleyişi kısıtlar nitelikdedir. Eğer ki davranış/ ritüel/ alışkanlık yapılmazsa kişiyi korku sarar ve bunalım hali görülür...