Ana içeriğe atla

PROSOPAGNOSIA

                                      Yüz Körlüğü 

      Düşün ki üniversitenin 2. yılı yeni başlamış senin için. İlk gün heyecanı da dorukta. Kendini en güzel/yakışıklı bulduğun elbiselerin üzerinde. Fakülte binası sana sırıtarak bakıyor. Her şey normal,hava da şahane. Amfiye giriyorsun ve belki de hayatının şokunu yaşıyorsun. Gördüğün yüzlerin hiçbiri tanıdık değil. "Acaba yanlış dersliğe mi geldim ya ben?" sorusu aklına geldiğimde arkadan biri sana sesleniyor. Yüzünü görmesen de sesinden en yakın arkadaşın olduğunu anlıyorsun. Kendim için söyleyeyim en yakın arkadaşım İrem. (Konu tabii ki sosyal çevrem değil ama somutlamayı kendimden yapmayı uygun buldum) İrem'in sesini duyuyorum ve sarılmak için arkama dönüyorum. O da ne! İrem'i beklediğim yüz İrem'e ait değil. Ben olsam karşımdakini sarsar "Ne yaptın kankime? Kimsin ya sen? Huuopp!" diye bas bas bağırdım. Belki sizin tepkiniz çok başka olurdu, onu bilemem ama ben finalde koşarak amfiyi terk ederdim orası kesin. 
   
     Okurken belki saçma geldi size ve belki bazılarınızda "Bu nedir ya! Sen Teen Wolf 6x19 için senaryo mu yazıyorsun! Ne saçma iş bu böyle!.." düşüncesini uyandıracak. Tüm geribildirimlere saygı duyuyorum fakat hiçbir dönüp bu durumu yaşayan insanların vardığını değiştiremez. Peki nedir meselenin altında yatan sorun? Gelin beraber inceleyelim. 

     Hastalık nörolojik kökenlidir. Bu hastalar "Yüz Hafızası" denilen hafıza çeşidinde ciddi sıkıntılar yaşar ve az önce görmüş oldukları yüzleri bile sonrasında hatırlayamazlar. Sebepleri kalıtsal da olabilir beyinde bulunan tümör de  olabilir.Bu kişilerin beyindeki "fusiform yüz bölgesi" ciddi hasar görmüştür.

     "Tanrı size bir yüz vermiş; bir tane de siz eklemeyin." demiş Sheakespeare. Bu sözü "ikiyüzlülük" için söylediği aşikar. Bense beynimizin fusiform bölgesine bu sözle çağrı yapmak istiyorum: "Tanrı sana her bir insan için bir yüz vermiş; lütfen herhangi bir lezyon/tramva ile onlara bir yüz daha ekleme.😂

 BİR ŞEYİ GERÇEKTEN BİLMEK; ONU ANLATMAKLA OLUR :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

LİMBİK SİSTEM

       Duygularım Düşüncelerime  Emanet                       Gerçeği söylemek gerekirse isim bir hayli garip.Beyin ile ilgili çoğu şey bana göre oldukça ilginçken bu sistemi ele almak da heyecan verici.O kadar komplike yapılar içeren labirent beyinde limbik sistemi ele almamdaki sebep içerisinde birçok önemli yapıyı barındırması.Bu yapılardan en önemlileri hipokampüs,amigdala ,hipotalamus.Bu yapıların işlevlerine döneceğim fakat bundan önce sisteme genel bakış atmak gerektiğine inanıyorum.       Limbik sistem ön beyin ve beyin sapı arasında yer alır.Duygu kontrol mekanizmasını bulundurur.Düşünceler limbik sistemde filtre edilir ve duygular ortaya çıkar.’’Pirincin taşını ayıklamak’’ kavramına benzer aslında.Yediğimiz pilavdan taş çıkması ne kadar bizim elimizdeyse;düşüncelerimizin reaksiyonu sonucu ortaya çıkan duygular da limbik sistemin elindedir.Olaylara bakış açımız ne den...

BEYNİN LOBLARI

Herkesin Lobuna Kimse Karışamaz       "Beyin; 100 milyar ışık yılı genişliğinde evreni kaplayabilen,avcunuza alabileceğiniz 1,5 kilogramlık bir kütledir." demiş Narian Diamond. Cümle gerçekten de dehşet verici. "Koca organizmanın yöneticisi nasıl olur da sadece 1,5 kilogram olur?!" diyenleriniz olacaktır ki haklılar da. Daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz konuların kapıları hep beyne açıldı. Bundan sonra da öyle olacak. Çünkü mükemmel sinir ağları ve kusursuz mesaj alma yeteneği ile yalnızca 1,5 kilogram olan bu muazzam organ her senaryonun başrol oyuncusu olacak.      Şu sıralar şehir dışı tatil sezonu olduğu için haydi hepimiz Marmaris’i düşünelim. Muazzam orman manzarası, ağaçlardan yayılan tatlı kokular, paraşütçülerin adrenalin dolu sesleri, tattığınız yemekler ve denizin ılık suyu...örneklerinde 5 duyumuzdan da bahsettim. "...orman manzarası..." dedim mesela. Görme duyumuz bize bunu sağladı. "...denizin ılık suyu..." derken hissetm...

OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK

  Takıntı Mı Hastalığı?      Herkesin kendine göre takıntıları vardır. "Yok ya takıntı kim ben kim?!" diyenleriniz olacaktır. Saygı duyuyorum fakat katılmıyorum 😂 Örneğin ben telefonumun şarjı %100 olmadan şarj kablosunu çıkarmam. Saçımı 6 ayda bir kestiririm. Takip ettiğim dergi (OT) elime geçtiğinde hemen okumam, yaklaşık bir gün beklerim. Bunları neden yapıyorum bilmiyorum ama yapmazsam sanki Mikrobiyoloji notum C3'müş gibi günü tamamlarım. Bu arada amacım "Adını Feriha Koydum: Berfin'in Yolu" tarzında bir akım başlatıp hayat hikayemi anlatmak değil. Örnekleme yapmayı seviyorum ve okuyucuyu yazıda tuttuğuna inanıyorum. Sıkılanlar için haydi konuya bir göz atalım.       Hastalığın temelinde kendini ve düşüncelerini kontrol edememe yatar. Kişi kendini aklına koyduğu şeyi yapmakta zorunlu hisseder. Bu durum haliyle günlük işleyişi kısıtlar nitelikdedir. Eğer ki davranış/ ritüel/ alışkanlık yapılmazsa kişiyi korku sarar ve bunalım hali görülür...